| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Yurt dışındaki değerli bir dostumdan aldığım bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim
Bizler burada cöpleri hep ayırarak atıyoruz. Yani her türlü atılacak sey için ayrı ayrı kutular var. Hiçte üşenmiyorum ve içim daha rahat ediyor. Yazları Türkiye'ye geldiğimiz zaman çöpleri aynı yere atmak beni son derece rahatsız ediyor. Ama mümkün oldugunca dikkat etmeye calısıyorum. Cola vb içeceklerin şişelerini ve teneke kutuları götürüp özel bir yere atıp, çok küçük bir miktarda olsa depozitosunu geri aliyoruz. Bu özel yerler bütün büyük alış-veriş mağazalarında var. Yazık ki Türkiye'de onlar çöpe gidiyor. Hem tabiata hemde ekonomiye zararlı olarak geri dönüyor.
Türkiye'de özellikle Seferihisar'da bunu niçin yapamıyoruz?
Beş yaşında idim.
Anneannem rahmetli,pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Anneannem eğildi,aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor.
Çocukluk iste,'aman anneanne dedim.
Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya,yorulmaya değer mi?'
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
'Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
'Hiç pirinç üretilirken gördün mü?
İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.
Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti.
Yirmibeş yaşlarındayım .
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Anneannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa,
bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri,
göz nuru, el emeği vardır diyordu.
On altı yıl evveldi.
Almanyanın Berlin kentine gitmiş bir otelde sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde,
aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
Lütfen diyordu, traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın.
Yanda bir kutu var,oraya bırakın.
Bir tek jiletle dahi olsa, Alman çelik sanayisine yardımcı olun.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Birçok eşya üzerinde' Alman çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor,
ona sahip çıkıyor,gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
Almanya'da zaman zaman, belli periyotlarda,
radyolar, televizyonlar, bir haberi duyururmuş.
Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız,ilgilenmediğ iniz, kullanmadığınız ne
kadar kitap,dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj,kutu
varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
kapının önüne koyun.
Almanyanın kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun.
Japonlar son derece sade, basit,yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre
r uhen tekamül edememiş , hayatın manasını anlayamamış , zavallı kimselerdir.
Böyleleri ile, zavallı, evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirlermiş.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor.
İç borçlar,dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve su andan itibaren der,
Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları
son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
Su üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder.
Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını inceledim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, Suyu
kapamadan bos yere akıtmakta, Gece çamurlu
ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek
yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de
zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.
Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı,bir at bir komutanı,
bir komutan bir orduyu,
bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..
Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin
olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.
Saygılarımla
Selim Soylu