| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Depremlere, orman yangınlarına, sel felaketlerine ve diğer doğal afetlere milyonlarca yıl dayanan dünyamız, insanoğlunun son elli yılda yarattığı tahribata direnmekte güçlük çekiyor.
Evlerimizden ve işyerlerimizden çıkan atıklarla derelerimiz, göllerimiz, sahillerimiz, çayırlarımız elden gidiyor. Fabrika ve işletmelerden bırakılan kirli sular, doğada canlı hayatını yok ediyor.
Ülkeyi yönetenler ise seçim öncelerine sıkıştırılan günlük formüller veya çözüm gibi gösterilen akılsızlıklarla bu tahribatı seyrediyor.
Gediz’deki, Küçük ve Büyük Menderes nehirlerindeki kirlilik, bakanlıkların, yerel yönetimlerin, fabrika ve işletme sahiplerinin ve insanlarımızın duyarsızlığı nedeniyle giderilemiyor, yıldan yıla artıyor.
Çünkü ‘küçük çıkar hesapları’ veya ‘bana ne’ zihniyeti çözüm mevkisindekilerin hareket yeteneğini önlüyor. Kimyasal atık bırakan bir işletmenin sahibi, döneminde etkin olan partisinin yönetiminde ise, il genel meclisi veya belediye meclisinde üyeliği bulunuyorsa siz o ilin çevre müdürünün veya zabıtanın etkin tedbir alacağına, yasal dayanağı olan ağır cezaları uygulayabileceğine ihtimal verebilir misiniz.
YETER Kİ İSTENSİN
Oysa çözüm o kadar basit ki…
Nehirleri, doğuş noktasından denize dökülme noktasına kadar kontrol altına alır, kirliliği yaratanın yakasına dört elle yapışır ve gereğini yaparsanız, bakın bakalım bir daha doğaya kimyasal atık bırakan olur mu? Görevini savsaklayan yerel yöneticiyi yargı kararıyla kulağından tutup kapı önüne koyarsanız, diğerleri bu kadar duyarsız kalabilir mi? Üstelik kirlilik kaynaklarını tespit için nehir boylarında memur gezdirmeye de gerek yok. Günümüzün uzay ve bilgisayar teknolojisi, çevre katillerini anında bulup ortaya çıkarmaya yetiyor.
Kronikleşmiş çevre felaketlerinden birisini de Doğanbey’de yaşıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Termal Kültür ve Turizm Merkezi ilan ettiği Doğanbey’de sözde bir ‘arıtma’ var. Sadece adı arıtma olan bu tesis, bölgedeki çevre kirliliğinin ana kaynağını oluşturuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, kapasitesi yetmeyen havuzun atıklarını borularla Karakoç deresine bırakıyor. Başkan Aziz Kocaoğlu ve yönetimi, konuyla ilgili şikayetleri duymuyor, çözüm umuduyla gelenler, danışmanlarınca baştan savılıyor. Arada da bakanlık Büyükşehir Belediyesi’ni, Büyükşehir de bakanlığı suçluyor.
Oysa burada da çözüm basit. Kuşadası’ndaki gibi sürüncemede kalmamak kaydıyla Özdere, Gümüldür, Ürkmez, Doğanbey, Seferihisar’ı kapsayan bir ‘büyük kanal’ projesi ile sahil şeridindeki tüm yerleşim birimlerinin atığı merkezi olarak toplanır, evlerden, ikinci konutlardan, turistik tesislerden uzak bir noktada kurulacak büyük bir arıtma tesisi devreye alınarak bu kronik sorun kalıcı bir şekilde çözüme kavuşturulur.
Üstelik ek bir vergiye, salmaya da gerek kalmadan... Sadece bu bölgedeki konut veya işyerlerinden alınan çöp vergileri, değil Seferihisar-Özdere hattının, koca İzmir’in bile arıtma sorununu kökten çözmeye yeter.
Ama ilgili mevkilerin başında iş bitirmeye niyetli ‘akıllar’ olursa…
Çevre ve Orman Bakanlığı, İller Bankası veya Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlar, sorunun parçası olmak yerine, çözümün parçası olma konusunda samimi bir duyarlılık ortaya koyarsa…
Kocaoğlu sağır oldu uyuttu
Doğanbey'in kaderide bumuydu
Lağımı Karakoça boca ettiler
Doğal arıtma diye peşkeş çektiler.
""""""""""""""""""
Varoğlunu Kocaoğlu duyarsa
Pis koku kesilir çiçek açarsa
Karakoç dereside balık dolarsa
Heykelin dikilir senin "Yasemin"!
Atila Altınok
1992 yılında Dünya çevre örgütleri insanlık adına bir araya gelerek kalıcı çözümler üretmek amacı ile bir toplantı tertiplediler.Rio de Janeiro deklerasyonu adı altında; ne tesadüfdürki bizde katılmışız ne ilginç değilmi. Ama nedense bizde bir farklılık vardır. Sn Belediye başkanlarımız ve meclis üyesi olan saz arkadaşları genelde bu tür toplantılara ancak harcırah almak amacı ile giderler, hiç bir şekilde oralardan alacakları teknik bilgiyi hayata geçirmek bir proje üretmek amacını gütmez. Yaptıklarıda sadece geçmişe hükmedercesine geleceğin garantisi olmayan basit proje olarak yapılır. Sizin örneğini verdiğiniz Doğanbey arıtmatesisi gibi;
Bakalım ne gibi kararlar alınmış bu deklerasyonda.
İLKE 1 - İnsanlar sürdürülebilir kalkınma çabalarının merkezini oluştururlar. İnsanların doğa ile armoni içinde sağlıklı ve verimli bir yaşam sahibi olmak haklarıdır.
İLKE 2 - Birleşmiş Milletler Kuruluş Senedi ve uluslararası hukuk kurallarına göre, ülkeler egemenlik hakları çerçevesinde kendi doğal kaynaklarını kullanır ve çevre politikalarını oluştururlar. Ancak, devletler bu eylemleri sırasında kendi egemenlik sınırları dışındaki bölgelerin ve ülkelerin çevresine zarar vermeme sorumluluğunu da taşırlar.
İLKE 3 - Kalkınma hakkı, şimdiki ve gelecekteki kuşakların çevresel ve kalkınma ihtiyaçlarını adaletle etkileyecek şekilde kullanılmalıdır.
İLKE 4 - Sürdürülebilir kalkınma şekli yaratmak amacıyla çevre koruma, kalkınma sürecinin bir parçası olarak görülmeli ve hiçbir zaman ondan ayrı düşünülmemelidir.
İLKE 5 - Dünya üstünde yaşayan insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarının daha iyi karşılanması ve hayat standardındaki eşitsizlikleri azaltmak amacıyla, yayılan yoksulluğu engellemenin vazgeçilmez bir ihtiyaç teşkil etmesi durumu, bunu tüm devletlere ve bireylere sahip olunanı koruyan bir kalkınma için iş birliği yapılması gereken temel bir görev haline getirmektedir.
27 İLKE maddesi olan bu deklerasyona sadece bu bölgede değil yurdumuzun bir çok yöresindede uyulmadığı görülür. Peki bu duyarsızlığın temelinde ne yatar?
Neden bu kadar devlet bir araya gelmiş insanca yaşamanın bazı temel prensiplerini ortaya koymuş da bizler neden bunu hayata geçirip uygulamayız. Bence asıl bunun sebebini sorgulamalıyız