| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Öykümüz günümüzden yaklaşık 2600 yıl önce başlar.
MÖ.600 yıllarında,o günkü dünyanın büyük imparatorluğu PERS'ler bölgemizdeki İON kentlerine saldırırlar.Öylesine güçlü bir imparatorluktur ki ,o günlerde Pers İmparatoru Daraios,İstanbul boğazında mimar Mandrokles'in yaptığı bir köprü ile 600 bin kişilik ordusunu Asya'dan Avrupa'ya geçirmeyi başarmıştır...
Perslerin saldırılarında tüm İon kentleri yakılıp yıkılır.İnsanlar kılıçtan geçirilir.Taş taş üstünde bırakılmaz...
Foça'lılar(Phokaia), surların önünde saldırmak için toplanan Pers'lerden,kenti savaşmadan teslim etmeyi düşünmeleri için üç günlük bir süre isterler.Bu süre içinde de tüm hazırlıklarını yapar ve yanlarına toplayabildikleri kadar eşya ve gereksinimlerini de alarak,teknelerine binip yelken açarlar.Pers'lere terk edilmiş bir kent bırakırlar.
Önce Ege Denizi ardından Akdeniz...
Aylarca süren bu uzun ve zorlu yolculuklarının sonunda,çeşitli topraklara uğrayarak,bugünün İtalya'sında,Fransa'sında,İspanya'sında koloniler kurarlar.Bu kolonilerin önemlilerinden birisi de Marsilya'dır.
Marsilya'ya gidenler bilirler,bu kentin limanındaki bir prinç plakette “Bu şehir MÖ.600 yılında Anadolu'dan gelen Foça'lılar tarafından kurulmuştur.”yazar.
Öykünün burasında bir parantez açalım.Bir denizcimiz on yıl kadar önce,burada içtiği şarabı çok beğenip de hangi cins üzümden yapıldığını sorunca çok şaşırır,şarap Foça Karası üzümünden yapılmıştır.2600 yıl önce şehirlerini terkeden Foça'lılar yanlarında güzelim Foça Karası üzümlerinin fidelerinden de götürmüşlerdir.Ne acıdır ki bizim yok ettiğimiz Foça Karası üzümü yaşamını Fransa'da sürdürmüştür.Bu olaydan çok etkilenen arkadaşımız ve gönüllüler uzunca bir süredir yaptıkları çalışmalarla Foça Karası'nı doğduğu topraklarda yeniden üretmeyi başardılar.Ne mutlu ki,Topaz Bağcılık ve Şarapçılık iki yıldır Foça Karası şarabını üretiyor...
Bildiğiniz bu öyküyü niçin anımsattım?
Geçtiğimiz Cumartesi günü (2 Mayıs 2009)Foça'da,beni derinden etkileyen ve çok mutlu eden bir projenin gerçekleştiği törene katıldım.Bu ülkenin güzel işlere imzalarını atan güzel insanlarının kurduğu “360 Derece Araştırma Gurubu” Prof.Osman Erkurt başkanlığında,bir inanılmazı daha gerçekleştirdi.Bir mucizeyi daha diyorum,çünkü bildiğiniz gibi daha önce de dünyanın bilinen en eski batığı Uluburun'un birebir aynısını yaparak 3 bin deniz mili yol yapmışlar,ardından da güzelim İzmir'imizde 1930'larda taşımacılıkta kullanılan kayıkların aynılarını yaparak körfezimize döndürmüşlerdi...
Bu kez de Foça'lıların 2600 yıl önceki teknelerinin birebir örneğini yaptılar ve adını da KYBELE koydular.Çift tarafında onardan yirmi kürek bulunan 19 metre boyunda,5.5 metre enindeki bu kürekli yelkenli ile 30 Türkiye sevdalısını(8'i kadın)
bu törenle Marsilya'ya doğru uğurladık.Yolculuk aynen o günlerin koşullarında yapılacak.
Kybele bu yolculukta Foça'lıların Akdeniz'de kurdukları Velia,Aleria,Nice,Antibes kolonilerine uğrayarak Marsilya'ya ulaşacak.Oradan ver elini Paris.Ardından da nehir yoluyla Almanya,Avusturya,Macaristan,Hırvatistan,Slovakya,Slovenya ve Romanya üzerinden Karadeniz...
Yolcularımız aylarca sürecek bu muhteşem gezilerini İstanbul'da tamamlayarak,2010 Kültür Başkenti etkinliklerine katılacaklar...
Törende sevinçten kendimi kaybedeyazdım...
Nasıl heyecanlanmazsınız...
Bu ülke sevdalılarına nasıl şapka çıkarmazsınız...
Aşkolsun onlara aşkolsun...
Gezinin bir etabında yaşıma başıma,sağlık durumuma bakmadan yer alırsam hiç şaşmayın...
Ey Sevgili Sivsar(Seferihisar)lılar,
Tarihte Foça(Phokai)ne kadar önemli idiyse,sizin kentiniz Teos'da o kadar önemliydi.
Bir ay kadar önce geldiğimin ilk günlerinde İzmir'de düzenlenen Dünya şiir günlerine katılmıştım.Makedonya'dan Sırbistan'a,Arnavutluk'tan Bulgaristan'a ozanlar katıldılar.Biliyor musunuz ki bu etkinlikte (sizden kimse yer almasa da) yine kentinizden söz edildi ve daha geçenlerde bir ödül daha alan değerli şairimiz Erdal Alova,Teos'lu iki şairinizden dizeler okuyarak 2500 yıl öncesini günümüze taşıdı...
Bir yazı öncesi hayallerimden söz etmiştim.
Neden Foça'da yaşadığım heyecanı ve mutluluğu bir gün Seferihisar'da yaşamayayım?...
Dünya nimeti avucunuzun içinde....
DE,ah!..bir de farkına varıp kıymetini bilseniz!..
Toplumlari ve dolayisiyla yasadiklari cevreyi degistirmek,ancak bilimsel dusunceyi ve bilimi ozumsemekten gecer.
Seferihisar'i henuz hurafeler saramadigina gore degisim zor olmayacaktir.Gecen secimi ben boyle okudum.
Buyuk degisimlere!..