| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
“I have a dream!”
Martin Luther King
İnsan hakları savunucusu zenci lider M.L.King,28 Ağustos 1963 yılında Washington DC.de 300 000 kişiye böyle sesleniyordu.
“Gün gelecek...”diyerek hayallerini dile getiriyordu...
Bunu niçin anımsadım?
Seçimler yapıldı.Seferihisar'da da yeni Belediye Başkanı'mızı seçtik.Sayın Başkan Tunç Soyer'e ben de şimdi böyle seslenmek istiyorum:
“Bir hayalim var!...”
Gelin,gördüğüm rüyayı size anlatarak, geçmişten günümüze uzanalım...
Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış,dünyada ilk atom teorisini kuran Demokritos'un danışmanı Seferihisar'lı(Teos'lu) Protogaras,bugünün Seferihisar'ına bakarak,yattığı yerde kendi kendine mırıldanıyordu:
“Bu mu benim dünyanın bilim merkezi olan kentim,bu mu?..Nerede o bilginler,onların ders verdiği okullar nerede?..”
Kendisini duyan,bir anlamda o günün Einstain'i, gelmiş geçmiş en büyük bilim insanlarından Thales kafasını iki yana sallayarak yanıtladı Protogaras'ı:
“Yerden göge haklısın dostum.Biliyor musun öyle görkemli bir şehirdi ki burası,şimdi bakıp bakıp,benim İON Birliği'nin merkezi olmasını önerdigim kent,bu kadar da mı köhneleşecekti deyip hayıflanıyorum...”
Tam da o sırada dünyanın ilk lirik şairi olan,gelmiş geçmiş en büyük ozanlardan Anakreon,son yazdığı şiirin dizelerini okuyordu:
“Homer'in Iyrin'i ver bana dostum
Değiştir akordu hem de
Kan ve ateş istemiyorum...
Ne gönül kır ne bulandır
Sarhoş olmak istiyorum
Döne döne,ebede dek
Eğlenmek gülmek istiyorum
Değiştir akordu dostum
Homer'in Iyrin'i ver bana
Paydos de gayrı kan ve ateşten yana”
Yazdığı dizeleri kendi de beğenen Anakreon'da katıldı sohbete:
“Ah dostlar ah!..Deşmeyin yaramı...Nerede bugün bizim izimizi süren ozanlar,nerede...Nerede o tiyatrocular,artistler,nerede...Dünyada ilk Sanatçılar Birliği'ni biz bu kentte kurmadık mı?Tüm diğer şehirler bizi kıskanmıyor muydu?..Bu Seferihisar'da ne böyle...Haydi tiyatro'dan vazgeçtim,ne diyorlar bugünküler,sinema mı,bir sinema salonu bile olmayan bu kasaba,bir zamanların bizim muhteşem şehrimizin devamı mı?...”
2000 yıl öteden,1500'lerin Sıgacık'ından,kalenin kulesinden denize bakarken rüzgarın getirdiği bu sesleri duyan Parlak Mustafa Paşa,kendisine bu kaleyi yaptırtan Kanuni Sultan Süleyman'a seslendi:
“Sultanım,sultanım bu kefereler neye hayıflanırlar böyle...Onlar hayıflanıyorsa biz neyleyelim?...Siz bu kaleyi bugünküler böyle berbat etsinler diye mi yaptırttınız?..Artık keferelerin eline geçmiş kalelerimize bakıp bakıp içimi çekiyorum;bizim yaptığımızı korumakla kalmamışlar,insanlar gelsin görsün diye bir güzel bakarlar,tertemiz tutarlar.Şu Sıgacık kalesine bakıyorum da,hayvan tezekleri haydi bir yana,ya o insan pislikleri...Ah,sultanım ah!..Siz ki cihan sultanıydınız,şu Sıgacık'a bakıp bakıp içinizi çekmeniz yok mu,yer bitirir beni...”
2009 yılının Nisan'ında,Dutlaraltı'nda ilkbahar güneşine sırtını vermiş,gözleri yarı kapalı,kemiklerini ısıtmakta olan Salih efe,tavlaların zar ve pul gürültüleri arasında hafif esen yelle kulağına doluşan bu sesleri ayırmaya çalışırken bir taraftan da mırıldanmaya başladı:
“Siz ne dersiniz ağalar,sizin Dianisos mu dersiniz,şarap tanrınızı dinledik,bizimEvliya Çelebi'mizi dinledik bu toprakları şaraplık bağlarla donattık...Yetmedi,dağlarımızı zeytinle,tüm ovayı güzelim mandalina ağaçlarıyla donattık donatmasına da bizi bir lokmaya muhtaç bıraktı bugün iktidarda olanlar...Çiftçi'yi yok ettiler,perişan ettiler.Elimizdekini avucumuzdakini yok pahasına satar olduk...Ne elimizden tutan var ne bir önümüze düşen...Diyorlar ki güzelim ülkemiz Türkiye'nin toplam tarım bütçesi 5 milyar liraymış...Bilir misiniz ki biz çiftçilerin kullandığı kredi 14 milyar liraya ulaştı...Yani bankalara borcumuz 14 milyar lira...Daha da acısı ne bilir misiniz,bu borcun yarısını yabancıların elindeki özel bankalara borçlandık...Ne bu borcu ödeyebilecek halimiz var ne de ayakta durabilecek...Nazım Hikmet derler bir şair varmış bir zamanlar,halimizi bir güzel anlatan ve demiş ki:
“Fakat bir kere bir dert anlayan düşmeyegörsün önlerine
Ve bir kere vakt erişip
Gayrık yeter!...
demesinler...”
Şairin dediği gibi,bıçak kemiğe dayandı,”Gayrık yeter!..” demesine diyoruz da,ne önümüze düşen var,ne de yol gösteren...
Düşmüşüz can derdine...
Siz de bilim dersiniz,sanat dersiniz,görkemli şehir dersiniz demesine de,bir köyün bile,kocaman çınarının altında ayranınızı içeceginiz meydanı varken sizin o muhteşem Teos'unuzun,Sıgacık'ınızın yerinde yeller esmesi bir yana,bir meydanı bile olmayan kasabamızda canımız burnumuzda dutlar altıyla yetiniyoruz,neyleyelim...Felek utansın...”
Sayın Başkanım,
Bu satırları size yazılmış açık mektup olarak da okuyabilirsiniz...
Bir hayalim var...
Hayallerimiz var...
Önümüze düşmenizi bekliyoruz.
Hayallerimizin gerçekleşmesini...
Çalışmalarınızda sonsuz başarılar...
Yanaklarınızdan öpüyorum...
Muammer Toprakcı
Dilerim "GAYRIK YETER" diyenler cogalir da,hayaliniz gerceklesir...Hatta tum Turkiueyi zorlar.
Sevgiler...
Mahmut Sirkeci
veya Sn.Mustafa Karabulut,Sn.Toprakçı'yla tanışmam için gerekli olan irtibat adresini bana sağlamanız mümkün müdür?..
en kısa sürede cevabınızı bekliyorum...