| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Parti kademeleri, genel başkan, il başkanları, ilçe ve belde başkanları ve bunlara bağlı yönetim kurulları ile yönetilir. Disiplin ve onur kurulu gibi mekanizmalar da işleyişin sağlıklı olmasını sağlar.
Bir siyasi partinin üyesi, bu işleyiş içinde belde veya ilçe başkanlığını atlayıp il başkanlığına derdini anlatamaz. Belde veya ilçe başkanının da il başkanını atlayıp genel başkana ulaşması teamüllerde yoktur. Bu prosedür atlansa da soruna çözüm bulunamaz.Çünkü teşkilatçılık, kendi içinde oluşan disiplin kuralları çerçevesinde yürür veya yürütülür.
Bizim basın camiası da hemen hemen aynı işleyiş içindedir.Vatandaşın herhangi bir olayla ilgili ihbarı dışında, bir kurumun temsilcisi veya siyasetçiler bölgelerindeki temsilcileri atlayıp dertlerini gazete veya televizyonların merkezlerine iletmek istediklerinde, kısa vadede amaçlarına ulaşmış gibi görünseler de uzun vadede hüsrana uğrarlar. Dönüp dolaşıp ilçe veya beldedeki medya temsilcisiyle oturup konuşmak zorunda kalırlar.
Seferihisar’da da bazı isimler, ilçe başkan veya teşkilatını, hatta il başkanlığını da bir kenara itip Büyükşehir Belediye Başkanı’na sırtlarını dayamış, ondan medet umar hale gelmişti.
Sonuç ne oldu? Konu döndü dolaştı ilçe ve il başkanı ile teşkilatın önüne geldi. Hanya’yı, Konya’yı anlayan Büyükşehir Belediye Başkanı da, “Arkadaşlar konuyu kendi aranızda çözün. Çözemezseniz Seferihisar’a il başkanım ile birlikte gelir çözülmeyen sorunları çözeriz” tavrı takındı.
Yani, Aziz Kocaoğlu, her konuda muhatabın il ve ilçe başkanlığı olduğunu gösterdi. Bununla da kalmadı. Parti yönetimine, partili belediye başkanına bayrak açanlarla arasına kalın bir çizgi çekti.
Benim henüz çözemediğim konu ise siyasi parti teşkilatlarındaki bu çalışma yöntemini tam olarak bilmeyen veya benimsemek istemeyen kişilerin aday olup belirli mekanizmalara seçilmeleri… İşte ben bunu hayretle izliyorum. Ama önümüzdeki yerel seçimlerde de artık yüzlerindeki maskeleri düşen bu kişilere adaylık vizesi verilmeyeceğini de adım gibi biliyorum.
YEDİRMEK!..
Aslında ‘yedirmek’ başlığı genişletilebilinir.‘Tükettirmek, okutturmak, içirtmek veya alıştırmak gibi… Buna bir fikri, bir malı veya bir düşünceyi pazarlamak da diyebiliriz.
Seferihisar ahalisi, saçlı veya sakallı insanları pek sevmez. Bu gibilere, “entel, dantel takımı” gözüyle bakar ve eleştirir. Hele hele kişinin fiziki yapısı davranışlarına da toplumun kabul edemeyeceği tarzda yansırsa bu kişinin vizyonunu bölgedeki insanlara pazarlayamadığı açıkça ortaya çıkar.
Bu olay sahilde veya 5 yıldızlı tatil köyünün havuz kenarında güneşlenen bikinili 10 bayanın Orhanlı köyünün meydanında güneşlenmesi gibi bir ‘abeslik’ göstergesidir.
Bazen bir köşe yazısı okuruz. Yazının başlığı okunduğunda tamamını anlarız veya üç beş paragrafı atlayarak okuduğumuzda yazının tamamını okumuş gibi oluruz.
Kimi köşe yazılarını ise defalarca okuduktan sonra içindeki mesajı güçlükle algılayabiliriz.
Bu durum yiyecekte de içecekte de olabilir. Önemli olan bir konuyu karşısındakilere yedirebilmek, pazarlayabilmektir.
Yörenin örf ve adetlerini anlamadan bir bayanla nasıl konuşulacağını bilmeyen, bölgesinde nasıl bir vizyonla kendini kabul ettirebileceğini düşünemeyen kişiler, bir süre sonra bütün gözlerin kendi üzerine çevrildiğini görür. Onun görmesi yetmez, onu oraya getiren kişi de alay konusu olur.
Şimdi Seferihisar’da benzer bir olay yaşıyoruz. Ama vatandaş sadece ‘entel, dantel’ kişiyle alay etmekle yetinmiyor, onu oraya getirenlerle de dalgasını geçiyor. Geri adım atılmazsa, bir baş sarımsağın koca bir kavanozu kokuttuğu gibi bu olay da Seferihisar’ı kokutacak.