| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Seçimin ‘şerefli mağlubiyet’ alan partisiydi MHP…
Türkiye genelinde beklediği oy oranına ulaşamamasında Genel Merkez’in politikaları ve malum çevrelerin partiye karşı topyekun saldırısının etkisi oldu. Seçime moralsiz girildi.
İzmir’de ilk darbe ise yerel seçimde alındı. MHP, yerel seçimde İzmir’de çıtayı çok yüksek tuttu. İl Başkanı ve partinin en etkili ismi olan Müsavat Dervişoğlu da aday olarak arenaya sürüldü. Oysa AK Parti’nin genel seçim başarısı nasıl beklenen bir gelişme ise İzmir’de CHP’nin de belediyeyi kazanması da o kadar beklenen bir gelişmeydi.
Yine yerel seçimde bir yanda iktidar gücü ile yüklenen AK Parti , bir yanda Hasan Tahsin’lerin mirasına güvenen CHP vardı. Adayı kim olursa olsun kazanırdı. MHP vatanseverdi, milliyetçiydi, dinine bağlıydı ama bu özellikleri İzmir’i kazanmaya yetmezdi. Nitekim, yerel seçim CHP’nin zaferiyle sonuçlandı. Manisa’yı, Balıkesir’i, Uşak’ı kazanan MHP, İzmir’de üçüncü parti oldu.
Genel seçime yerel seçimden gelen bu moralsizlik içinde girildi.
Yerel seçimde ‘Ülkücü Gençlik’ ortada yoktu. Adı vardı, örgütü vardı ama Türk siyasetinde rüzgar estiren eski gençlik örgütünün üzerine sanki ölü toprağı serpilmişti.
Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin, “Sokağa inmeyin’ , “Oyuna gelmeyin” , “Etnik çatışmalardan uzak durun” öğütleri son derece doğruydu ve gençler bu talimatlara uydu. Ama ülkücü gençliği harekete geçirecek, seçim kazandıracak itici güç haline getirecek etkinlikler düzenlenemedi. Üstelik seçim kampanyaları, internet, gazeteler, televizyonlar ve bilboardlar üzerinden yürütüldüğü için Ülkücüler, ‘afişleme’ heyecanı bile yaşayamadı.
İzmir’deki üçüncü olumsuz etken, partinin kentteki en önemli savaşçısı, en önemli gücü Dervişoğlu’nun 1. Bölge’de Oktay Vural ve Şenol Bal’ın ardından üçüncü sıraya konulmasıydı. Bu durum, yerel seçim mağlubu Müsavat Dervişoğlu’nu biraz daha moralsizliğe itti.
Dervişoğlu’nun adaylık nedeniyle yönetimden ayrılması üzerine İl Başkanlığı’na getirilen Hasan Ali Türkarslan, son derece temiz, yıpranmamış, dürüst ve partisine yürekten bağlı bir isim olmasına rağmen, Türkiye’nin en iddialı seçiminde İzmir’i sürükleyici bir isim değildi. AK Parti İl Başkanı Ömer Cihat Akay da sakin, sessiz bir siyasetçiydi ama seçim kazanma, ekip çalışması ve taktik açıdan çok ama çok daha deneyimliydi.
MHP’nin gerek İzmir’de gerekse bölgedeki pasifliğinde bir başka etken, üst sıralara ‘yaşlı’ ve ‘siyaseten doymuş’ adayların konulması, gençlerin önünün ‘siyaset kurtlarıyla’ kesilmesiydi.
Manisa’da Sümer Oral, Erkan Akçay, Aydın’da Ali Uzunırmak, Recep Taner, Denizli’de Emin Haluk Ayhan, Ali Keskin, Balıkesir’de Ahmet Duran Bulut, Muğla’da Saim Gürsoy gibi isimlerin yerine 30’lu, 40’lı yaşlarda, peşlerinden gençleri sürükleyebilecek, alt kuşakla yaş kopması yaşamamış adaylar konulsaydı, olay çok daha farklı boyuta getirilebilirdi. Üstelik Sümer Oral gibi duayenlerin politika yaptığı yıllarla 2011 Türkiyesi arasında çağlar kadar fark oluşmuştu.
Kaset olayı MHP’de oy kaybına yol açmadı . Herkesin hayatının kendisine ait olduğuna inanan Ege seçmeni arasında ‘tezgahlara tepki için’ MHP’ye oy verenler bile oldu. Bunlar içinde geçmişte MHP’liler ve ülkücüler ile çatışmış, onlardan dayak yemiş solcular bile vardı. Kaset ters tepti ama MHP teşkilatları bu olayı doğru tahlil edemedi. Büyük bir eziklik içinde kaldılar. Köylere, beldelere, mahallelere ‘mahcubiyet’ içinde gittiler. Çünkü olay, MHP kültürüne de son derece tezat oluşturuyordu. Okullarda kız öğrencilerin etek boyları ile uğraşan, bahçeleri ve merdivenleri kız öğrencilere, erkek öğrencilere göre ayıran pek çok yöneticinin etiketinde de ‘ülkücü’ ve MHP’li yazıyordu.
Bir de yıllarca devlet içinde yuvalanan, MHP’li ve ülkücü oldukları için başta Milli Eğitim ve Sağlık bakanlıkları olmak üzere türlü makamlardan nemalanan ‘küçük burjuva milliyetçileri’ baktılar ki AK Parti güçlü, baktılar ki Başbakan Erdoğan da ‘milliyetçilikten’ ‘Türk-İslam sentezine yakın söylemlerden’ bahsediyor, hemen MHP’yi terk edip AK Parti’ye tornistan ettiler. Ne de olsa devir güçlünün yanında olma devriydi.
MHP’nin ordu ve polis içindeki üç beş süvarisi dışında devlet kadrolarında destekçisi kalmadı.
Ege adaylarındaki bir başka eksiklik, bölgeyi, bölge tarımını, bölge sanayisini yeterince bilmemeleriydi. Ne uluslararası sigara kartellerinin yok ettiği tütüncülük konusunda bilgi sahibiydiler, ne de tarımdaki dışa bağımlılığın farkındaydılar. Ne nükleer santrallere karşı çıkabiliyorlardı ne de mezarda emekliliğe…
Misaki Milli Türkiyesi, bayrak ve İstiklal Marşı dışında etkili politika gelişteremedikleri için vatandaşı oy verme konusunda ikna edemediler.
MHP’nin baraj altında kalmaması demokrasi açısından kazanç, kendileri açısından tesellidir. Ama bir dahaki seçine aynı hamama aynı tasla giderlerse, işte okyanus ötesini o zaman gerçekten sevindirirler… Üstelik bu kez kasete falan da gerek kalmaz…