Seferihisar Yeni Haber Gazetesi | Yazarlar

Şartlı Refleks

02 Eylül 2010, 09:16
Seferihisar.com Twitter'da

 Her bir karesini şehitlerimizin kanıyla elde ettiğimiz cennet vatanımızda artık huzurlu yaşayamaz olduk. Her yeni güne olumsuzluklarla başlıyoruz. Gelecek korkusu yaşayan, suratsız, mutsuz insanlar olduk. Peki neden?

Bununla ilgili ünlü toplum psikoloji ve fizyoloji uzmanlarının deneyimlerini aktarmak istiyorum.
Tanınmış rus fizyolog PAVLOV, köpeklerine et verirken zil çalınca ve bunu çok kez tekrarlayınca, zil sesini işittiğinde et görmeden de hayvanın salyası akmaya başlar.Bu "ŞARTLI REFLEKS" tir.Hayvanın tabiatında olmayan "bir uyaran(zil sesi)",onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır. Eğer sürekli olarak zil çalar ama hiç et göstermezseniz. Bir süre sonra "şartlı refleks" söner. Devamın sağlanması için arada bir et gösterilerek refleks pekiştirilmelidir.


Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünni, veya Katolik olarak gelmeyiz. Bunlar bize öğretilen değerler, bir başka deyişle "şartlı refleksler" dir. Eğer pekiştirilmezlerse zamanla sönerler.


Bir gün Parlov' un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur, bir kısmı da korkuyla titreşir. Çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılanlar tekrar enstitüye toplanır. Parlov zil çalar....tık yok? Şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar şartlı refleksleri ortadan kaldırmaktadır.


Hayvan en doğal, en ilkel durumuna geri dönmektedir. Bir yandan her gün güneydoğu şehitleri için" kanları yerde kalmayacak" denmesine rağmen kanların sürekli "yerde kalması",Bir yandan araba yakıp polise veya askere taş atarak gelişen etnik kalkışmalar, bir yandan "Ergenekon" denilerek büyük bir çoğunluğun tek suçu

"ATATÜRK' ü SEVMEK"
olan insanların sabaha karşı evlerinden alınarak hapse atılmaları... Hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusunun artık zaten ortadan kalktığını görürsünüz. Parlov' un köpeklerindeki gibi, ağır travmalarla bizim de şartlı reflekslerimiz (Milli duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.

Emperyalistler sinsi savaşlarında "Psikoloji" bilimini kullanırlar. Mesela Ermeni'lerle Türk'ler arasında ulusal bir düşmanlık mı var? Orada psikiyatrist Namık Volkan girer devreye ve bu düşmanlığın kökenlerini "inceler" (!) Burada izlenen yol, Abd 'nin tehdit olarak gördüğü ulusların ulusal bilinçleri, tarihleri ve benliklerinin sorgulanması,"aşındırılması" dır. Kısacası milli duygunun yok edilmesidir etnik psikiyatrinin görevi...

Bir ulusun bilincini, ulusal duygusunu ve reflekslerini nasıl yok edersiniz? Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır:"o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız". Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız. Mesela TÜRK' ler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar? Onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekir. Ya da Türkler ATATÜRK' ü çok mu yüceltiyorlar? Onlara ATATÜRK' ün ne kadar sıradan birisi olduğunu göstermelisiniz. Farkındaysanız son on yıldır tam da böylesi bir dönemden


geçiyoruz. "Demokratlık","tartışma kültürü adına neyi tartışıyoruz ve bizden neyi kabul etmemiz isteniyor. Diyorlar ki,"siz soykırımcı bir milletsiniz! Ermenilere soykırım uyguladınız"... Biz diyoruz ki, "hayır, uygulamadık!" O zaman deniyor ki: "tamam, madem uygulamadınız, bunu tartışalım, öyle sonuca varalım".Size mantıklı geliyor,"nasılsa suçlu değiliz, tartışmadan galip ayrılırız" diyorsunuz. Ama tartışma masası kurulduğunda eşit tartışma şansı olmadığını görüyorsunuz.  Bakıyorsunuz, tüm televizyonlar, gazeteler, "aydınlar!" sizin Ermenileri katlettiğinizi yaymaya başlıyor. Kanıtlar var mı? Elbette yok. Ama yalan bir kez yayıldı mı ve yalanı söyleyenlerin sayısı da yeteri kadar çok oldu mu, gerçeğin sesi baskılanıyor."hayır" diyorsunuz, "gerçekleri bir de biz anlatalım".

Ama anlatamıyorsunuz. Çünkü tüm propaganda kanalları size kapatılmış durumda. İşte o zaman anlıyorsunuz "tartışmaya açmak" denilen tuzağı. Bu sürecin sonunda, ulusal gururu ve hassasiyetleri yüksek insanlar bile "acaba" demeye başlıyor,"acaba gercekten Ermenileri biz mi katlettik?"..."Ulusal benlikte ilk kırılma" yaşanıyor…  

PSİKOLOJİK harbin etkisi büyük bir hızla bu şekilde yayılıyor. Türkiye bir mozaik. İstiklal savaşında işgal edilmiş yurdumuzdan düşmanları (Yunanistan, Ermenistan, İngiliz, Fransız), atmak için Anadolu anneleri ( Laz' ı, Kürt' ü, Boşnak' ı, Kars' lı, Diyarbakır' lı, Edirne' li, İzmir' li, Ankara' lı ) oğullarını "YA ŞEHİT OL, YA GAZİ" diyerek gönderdiler savaşa. Şimdi de gönderiyorlar. Gelemeyeceklerini bilerek ama "ya şehit ol ya gazi değil de b.... uğruna gitti Niyazi gibi...: Kaldığımız yerden devam edersek sıra Kürtlere geliyor. Sizden tartışmanızı istiyorlar.

Tartışma başlıyor ve yine KAYBEDİYORSUNUZ. Bir düşünün lütfen, son dönemde neleri tartışmaya açtık ve şimdi neredeyiz: Bugün "MİSAK-I MİLLİ' yi" pek önemsemiyoruz. "TÜRK DİLİ' nin" önemi kalmamış. Bu ülkede federasyon da olabilir, ermenilerden de özür dileyebiliriz, Kürtlere "biraz" toprak da verebiliriz. Kısacası, ulusal varlığımıza ait hayatı her alanda kaybetmiş durumdayız.

 
Sırada ne var? ATATÜRK  var elbette....


Çünkü önemli olan, ulusal önderleri yok etmek.


O halde,"O" nun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu tartışalım.


"O"nun zaaflarını tartışalım.


Hatta "O" nun anasını bile tartışalım.


Evet, emperyalistlerin gündeminde bu bile var.


"tartışın" diyorlar. "biz sizinle Önderinizin anasını bile tartışmak istiyoruz!"
Sonra sıra sizin ananıza gelecek elbette. Hatta hepinizinkine gelecek.......


İşte psikolojik harp budur arkadaşlar.....


Şimdi yıllar öncesine gidelim.
Mondros imzalanmış. Düşman askerleri İstanbul'a çıkartma yapıyor. Milyonlarca Türk, sadece izliyor! Demek ki önemli olan ilk adım:"işgali izlettirebilmek" miş. Ama aynı zamanda bir de masa konuluyor ortaya: "tartışacaksınız"… Tartışma masasında bizim Sadrazam Efendi emperyalistlere yalvarıyor "biraz acıyın" diye. "izleyerek","tartışarak" nereye varabilirsiniz? Emperyalistler şu anda beyinlerimize ve yüreklerimize yüzyılın çıkartmasını yapıyor.

Mehmet AKİF Çanakkale için ne diyordu?"şu boğaz harbi nedir,var mı dünyada bir eşi?en kesif orduların yükleniyor dördü beşi, tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya,kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya"....

Çıkartma sürerken iki tavır vardır alınabilecek. Birincisi şu: İstanbul' da işgalcileri karşılayan "tokat yiyen" bir Osmanlı paşası olabilirsiniz veya Dolmabahçe'den çıkartmayı izleyen bir padişah. Belki de evinin perdelerini kapatan sıradan suskun bir Türk. Ama aslında hepsi aynı kapıya ve aynı kişiliğe çıkar:


"izlersiniz!" her şeyi.... Ya da ilk kurşunu atan Hasan Tahsin olursunuz.
Hasan Tahsin' i ne kadar tanırsınız?


Onu "Hasan Tahsin" yapan nedir? " ilk kurşun" dan öncede kurşun atmıştır bu adam. Hasan Tahsin Avrupa' dadır ve bir filme gider. Filmde Türkler aşağılanmaktadır. Hasan Tahsin bu filmi izlemez; " önce izleyeyim, sonra eleştireyim" demez.


Çıkarır silahını, ateş eder beyaz perdeye...


Film de orada biter...


Hasan Tahsin' in insani ve sıradan yanıdır bu.
Hiçbir insan kendisine, anasına, babasına milletine ve bayrağına küfür ettirmez. En basit insan gerçeğidir bu. İlkokulda bir çocuğun anasına küfretmeye kalkarsanız, sizinle "anasının" durumunu tartışmaz. Bunun cevabı; suratınıza yiyeceğiniz bir yumruktur. Çünkü çocuğun en insani ve sıradan yanıdır bu. Ergenekon, Ermeni sorunu, kürt açılımı ve Can Dündar' ın "insani" denilen "Mustafa" belgeselinin bam teli burasıdır...


Prof. Dr. Kerem Doksat' ın yorumlarıyla da umarım bir şeyler anlamışsınızdır.


Çocukluğumuzda ne kadar mutluyduk, gençliğimizde de... Ama sonra ne mi oldu? Yukarıda ki anlatılanlarla birleştirdiğinizde ne olduğunu anlamamız lazım. Çocuklarımızın ve gelecek nesillerin yaşacağı toplum nasıl olacak? Doğal afetler "Allah'tan geldi kaderimiz" deriz.


Sağlığımız bozulunca düzeltmek için hastanelere koştururuz. İçimize, hatta "ciğerimize" dokunan bu tür olaylarla karşılaştığınızda ise "Allah Allah" deyip ancak oturur laf dalaşına gireriz.


Ya toplum sağlığı, huzurumuz, geleceğimiz...


Önceleri bir söz vardı birçoğumuzun duvarını süsleyen..."Bugün Allah için ne yaptın?" diye...
Şimdi ise biz kendi kendimize sormalıyız "Bugün ülken için ne yaptın?"
Ne yapıyoruz ???
Sevgiyle kalın.
Asuman Özdil

Seferihisar Yeni Haber Gazetesi
 Seferihisar Yeni Haber Gazetesi internet sitelerinde yayınlanan köşe yazılarının tüm hakları ve sorumluluğu köşe yazarına aittir.
YORUM YAZ
Aykut Gürsoy (+12) -
Asuman Hanım o kadar güzel yazmışsınız ki diyecek birşey bulamıyorum. Birçok konuya değinen bu yazınızda görüyorum ki sizin gibi, bizim gibi düşünen insanların sayısı aslında azalmamış, sadece sineye çekilmiş. Ama şu günlerde bu kadar baskı ve kötü günlerden sonra yeniden bir diriliş gözlemliyorum hep çevremde, bu da memnun ediyor ister istemez.
Güzel günler diliyorum ülkemize,
Saygılar,
Aykut
Fatma Gerger (+13) -
Doğru söze doğru anlatımı söylenecek söz yok.Anlayan anlasın .Ben anladım anlayacağımı çok güzeldi.
Miray Gerger (+15) -
Güzeldi.Verdiğin örnekler çok yerindeydi..Artık bundan sonra da anlaşılamazsa .anlamak istemediklerindendir.İşlerine öyle geldiği içindir.Eline,kalemine yüreğine sağlık.
Müzeyyen (+17) -
Bugün, ülken için o kadar yaşamsal konulara değinmişsin, ülkemizin içinde bulunduğu durumu öyle güzel dile getirmişsin ki, arkadaşım kutluyorum seni.
hulya iskifoğlu (+16) -
Son yıllarda yaşadıklarımızı öyle güzel konularla derleyip yansıtmışsınız ki
sizi tebrik etmek istiyorum.Seferihisar'da böyle güzel,beyinlere ve yürekli
insanlara ihtiyacımız var.
Cidden aynı Pavlov un teşhisi gibi milletçe milli duygularımız ve hareketlerimiz
dumura uğradı.
İnşallah yeniden eski benliklerimize,örf ve adetlerimize,Milli duygularımızA döneriz.

Böyle güzel ve etnik yazıları her zaman görmek istiyoruz.Aydın kişiliğinizi
yansıttıgınız yazınızı zevkle okudum ve tekrarlarını istiyorum.
Umarım tanışmakda kısmet olur.Yazlıkta kalıyorum Ankara'ya dönmeden yüz yüze de
görüşmek isterim.
Hoşcakalın.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Seferihisar Yeni Haber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
ÖNCEKİ YAZILARI
ÖZEL RÖPORTAJ
Ümit Cingöz'le dobra dobra
Ümit Cingöz'le dobra dobra
AK Parti İlçe Başkanı Ümit Cingöz’e biz sorduk, Cingöz cevapladı.
 
YAZARLARIMIZ
Yeni Haber'den
GEÇ DE OLSA İYİ OLACAK
Mustafa KARABULUT
TEOMAN EREL VE SEFERİHİSAR BELEDİYE MECLİSİ
Ayaklı Gazete
BELEDİYENİN AVRUPA YAKASI
Yasemin KARABULUT
KADINLARIMIZ
Şükrü Demirel
ÖMÜR VE ÖLÜM MUHASEBESİ
Muhittin AKBEL
BAZ İSTASYONU TERÖRÜ
 
FOTO GALERİ
 
SON YORUMLANAN HABERLER
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
EN ÇOK TIKLANAN HABERLER
 

Bu sitenin tüm hakları, Seferihisar Yeni Haber Gazetesi-ne aittir.

Seferihisar Yeni Haber Gazetesi - Hıdırlık Mh. Atatürk Cd. 35/105 Seferihisar / İZMİR
Tel :0232 7434212