| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Kariyerinde ister siyasetçi, ister gazeteci, ister işadamı, isterse devlet görevlisi yazsın…
İsterse, AK Parti Seferihisar İlçe Başkanı Ümit Cingöz’ün son günlerde seslendirdiği ‘kanaat önderi’ olsun.
Bu tür insanlar davranışlarında, icraatlarında, kullandıkları sözcüklerde ‘sıfır hata’ anlayışı ile hareket etmek zorundadırlar. Elbette hata yapmak insana mahsustur ama daha sonra getireceği pişmanlık çok fazla olacaksa, insanlar çok dikkatli olmak zorundadır.
Bu yazımda kendimin ve bir belediye meclisi üyesinin yaptığı hatadan söz edeceğim…
Biz gazeteciler veya yazarlar, haber söz konusu olduğunda veya haber kapsamındaki kişinin yanlışlıkları sınırı aştığında topyekün o kişinin üzerine gideriz.
Bu kişi bir kurumu temsil ediyorsa, bir de siyasetçi ise bazen kantarın topuzunu kaçırdığımız olur.
Muhatap kişiye yakın çalışan veya sıkça o kişinin yanında görülenleri de aynı tempoda hedef alırız. Düşünürüz ki yanlışlık yapan siyasetçinin yanındaki kişiler de yanlışın ortağıdır. Hatta düzenleyicisidirler.
İşte bu düşünce ile 28 Mart 2004 yerel seçimleri arifesinde Sığacık’ta siyasi partilerin konuşmalarını izlerken yanıma yaklaşan üç beş kişi, “Bak, başkanın sekreterinin kardeşi, SİT alanı içinde olmasına rağmen, şuradaki evinin üçüncü katına kaçak inşaat yapıyor, başkan da buna göz yumuyor” demişti. Ben de bu inşaatın fotoğrafını çekip haberi yayınlamıştım.
Bölgedeki incelemelerde SİT ihlali yapan 9 ev tespit edildi ve sahipleri mahkemeye verildi.. Ancak sekiz kişinin cezası paraya çevrildi, habere muhatap olan ev sahibinin cezası paraya çevrilmeyip kendisine bir yıl hapis cezası verildi.
İsmini veremeyeceğim ev sahibi cezasını çekmek için geçtiğimiz hafta cezaevine girdi.
Burada diğer 8 kişinin cezalarının niçin paraya çevrildiği, bir kişiye ise niçin hapis cezası verildiği konusuna girmeyeceğim. Bu konu elbette mahkemenin taktiridir. Ancak şu kadarını da söyleyeyim ki, bugüne kadar hiçbir sabıkası olmayan bir kişinin böyle bir suçtan dolayı cezaevine konulması, Türkiye’de son aylarda yaşanan hukukla ilgili tartışmaların belirli ölçülerdeki haklılığını göstermektedir.
Biz yine konumuza dönersek, önceki gün cezaevine konulan bu arkadaşın kız ve erkek kardeşlerinin şahsıma karşı duydukları kin ve nefret dolu sözler kulağıma geldiğinde, ben ilk kez habercilikten de, gazetecilikten de tiksindim.
Olay netleşmişti... Yapılan inşaat o günkü belediye başkanının sekreterinin kardeşine ait olsa bile belediye başkanıyla ilgisi yoktu, ama olan olmuştu. Benim de geriye dönüp haberi telafi edebilecek bir olanağım yoktu.
Olan olmuştu bir kere… Önceki gün mağdurun kız ve erkek kardeşlerinin kullandığı nefret içerikli cümleler karşısında benim için ne özür dilemek yeterdi ne de pişman olmak… Ancak bu olay, gazetecilik mesleğinde 28 yılı geride bırakan bir kişi olarak benim kendime en diren şekilde kızmama neden oldu.
Bir siyasetçiden de önceki akşam yaşanan bir örnek…
Belediye başkan yardımcısı sıfatıyla yaklaşık 10 yıl makamda oturan ve şu anda muhalefet görevi yapan bir belediye meclisi üyesi arkadaşımızın hatasını aktarayım..
Bu arkadaşımız, aynı zamanda belediyenin ilgili komisyonun üyesi..
Belediyeye ait bir yerin satışı veya kiraya verilmesi söz konusu olduğunda komisyonda olumlu imza atıyor, ancak konu mecliste oylanacağı zaman ortaya bir gerekçe sürüyor ve diyor ki, “Ben her ne kadar komisyonda olumlu imza atsam da burada ret oyu vereceğim! Çünkü, konu yasal olduğu için komisyonda evet dedim, ancak kime satılacak veya kiraya verilecek bilemediğim için mecliste hayır oyu vereceğim..”
Şimdi adama sormazlar mı? Meclis salonuna girerken kimin etkisi altında kaldın? Dahası ve de en önemlisi, söz konusu taşınmazlar ve gayrimenkuller, kendisinin belediye başkan yardımcısı sıfatıyla görev yaptığı yıllarda kendi oyu ile satışa çıkarılmadı mı? O günlerde alıcısı belli miydi de siz kabul oyu vermiştiniz..?
İşte hangi meslek ve makamda olursak olalım, bilhassa toplum önderi durumundaki insanların, geride ve anılarda unutulmayacak hatalar yapmaması gerekir. En önemlisi de hem el kaldırırken, hem yazarken, hem konuşurken yıllar sonra pişmanlık duyacağı haraketlerden kaçınması önce insan olması zarureti vardır.
mustafa@seferihisar.com
Ancak Zafer beyin dediği gibi cezaya konu olan eylem 2003'te işlendiyse, o zamanki Türk ceza kanununda imar suçlarına yönelik bir ceza olmadığı için, verilen cezanın nedeni bu imar suçu değildir.
Ama siz illa ki kaçak kat nedeniyle bu ceza verildi diyorsanız, dediğim gibi dosyaya ilişkin bilgileri eposta adresime kursunkalem@mynet.com a gonderin.
Ben verilen cezanın ağırlığına ilişkin bir yorum yapmadım. Bu yasaların tanıdığı ölçüler içerisinde hakimin takdiridir. Sonuçta onların da elini bağlayan yasalar vardır. Dolayısıyla Mustafa Bey'in yazısında değinmiş olduğu son aylardaki hukuki tartışmaların Türk ceza kanunu ile ilgisi yoktur. Böyle bir cezayı, son aylardaki tartışmalara bağlayarak adli makamların sorgunlanmasına yol açılmamalıdır.
son olarak, vicdan adlı kullanıcının yorumuna tamamen katıldığımı, ancak kararı veren makamların da ellerinin bağlı olduğunu unutmayın. Olayı vicdani bir değerlendirme aşamasına getirirseniz adi suçlar hariç verilen tüm mahkeme kararlarını tartışmaya açmanız gerekir.
8 kişinin para dokuzuncunun da hapis cezası alması da teknik bir ayrıntıdan ibarettir. 2005 yılında kabul edilen Türk ceza kanunu kaçak bina inşaa edene hapis cezası getirmiştir. 8 kişi bu suçu 2005ten önce işlediği için para cezası alırken, bu dokuzuncu kişi bu suçu 2005'ten sonra işlediği için hapis cezası almıştır. Kaldı ki mahkeme en alt sınır olan 1 yıldan ceza vermiş, dört yıl da verebilirdi.
Yazınızda bu teknik ayrıntıya yer vermediğiniz için insanların aklında başka soru işaretleri oluşabilir, hatta sizin de yaptığınız gibi adaletin meşruiyetini sorgulayabilir. Lütfen bu hususa dikkat edin.
Not: Jeotermal AŞ haberine yapmış olduğum yorumun neden yayınlanmadığını merak ettim. Sansür mekanizması mı işlemeye başladı?