| Seferihisar.com Twitter'da |
|
|
Bugüne kadar pek çok köşe yazarı yollarda hız kontrolü yapan trafik ekiplerinin sürücülere tuzak kurmasını yazılarına konu aldı. Hepsinin birleştiği ortak görüş, radar uygulaması yapılan bölgelerde cezadan önce sürücülerin işaret levhaları ile uyarılması gerektiğiydi.
Bölgemizde bu konuda en fazla kontrol yapılan yolların başında İzmir-Seferihisar bölünmüş yolu geliyor. Genellikle Bademler-Seferihisar arasında İzmir’den geliş yönünde küçük bir tepeden sonra yol kenarına konuşlandırılan radar, tepeye tırmanırken gaz pedalına biraz fazla dokunanı hemen tespit ediyor, biraz ilerideki polisler de ceza makbuzunu uzatıyor.
Görevli memur, kibar bir şekilde, “Normal hızınızın 90 kilometre, yüzde 10’luk sollama payı ile birlikte 99 kilometre olması gerekirken 101 kilometreye çıktınız. Cezanızı kesiyoruz” diyor. Sürücülerin isyanı, tepkisi sonuç vermiyor. Polisler, “Kusura bakmayın biz görevimizi yapıyoruz” diye işin içinden çıkıyorlar. Haklılar mı? Kesinlikle hayır…
Trafik yasalarının bölünmüş yollarda hız limitini 90 ile sınırlaması onları haklı kılmıyor. Çünkü vatandaşa resmen tuzak kuruluyor. Kimi zaman tepe arkasına, kimi zaman ağaçlık bir alana çekilen radar, acımasız avcılar gibi avına çullanıyor…
Oysa trafik polisinin asli görevi vatandaşı cezalandırmak değil, karayollarında yayaların, sürücülerin, yolcuların can güvenliğini sağlamak olmalı… Bunun için de, “Bu yolda radar kontrolü yapılmaktadır” , “Bu yolda emniyet kemeri denetimi vardır ” veya “Bu yolda gün boyunca alkol kontrolü yapılmaktadır” duyuruları yapılsa, ne hız yapan, ne koltuğuna kemersiz kurulan, ne de direksiyona alkollü olarak geçen olur… Dolayısıyla hız, kemer veya alkolden kaynaklanan kazaların, ölümlerin önüne geçilir.
Çözüm bu kadar basitken, yapılan uygulama bu değildir. Yapılmakta olan vatandaşı biraz daha ezmek, canından bezdirmektir.
**
Gelelim işin başka bir boyutuna…
Şehir içinde hız sınırı 50 kilometre… Güya yayaları korumak için çıkarılmış… Peki araçtakilerin can güvenliği nasıl korunacak?..
İzmir’e giderken Bademler, Yelki veya Güzelbahçe’de hızınızı 50 kilometreye düşürmeniz demek, her an arkanızdan gelen bir başka aracın üzerinize çıkması tehlikesini yaşamanız anlamına gelmektedir. Çünkü teknoloji ile birlikte araçların hareket ve hız kabiliyeti de olabildiğince yükselmiştir. Seferihisar içinden geçen karayolunda bu süratle seyretmeniz de yine aynı tehlike altında olduğunuzun göstergesidir.
Yıllar öncesinin toprak yolları, önden çevirmeyle çalışan cipleri, kamyonları ve burunlu otobüsleri için geçerli olan bu limit, günümüz için artık tehlike kaynağıdır. Manisa’dan Bornova’ya girişte hız limitini düşüren pek çok araç, işte bu hız limiti yüzünden TIR’ların altında kalmış, nice canlar gitmiş, yürekler yanmıştır.
Artık teknoloji gelişti. Altınızdaki otomobil daha ikinci vitese geçerken ibre 60’a dayanıyor. Meskun mahalle (yerleşim alanına) yaklaştığınızda ayağınızı gazdan çekseniz bile kilometre göstergesi birden 50’ye inmiyor, 70-60 arasında bile yavaşlamış hissi veriyor. Bu durumda da giriş tabelasının yakınında tuzak kuran trafik ekipleri, “Meskun mahalle yüksek hızda girdiniz” diyerek yine ceza makbuzunu uzatıyor.
“Ne yapalım, biz emir kuluyuz” demek, tuzak kuran trafik polislerini haklı göstermez. Memleket zaten ekonomik cendereden geçiyor. Siz bile yüzde 2.5’luk maaş artışlarına üzülürken, çiftçi, işçi, esnaf, ancak karnını doyurduğuna şükredebiliyor. Nasıl ki sabahleyin evinizden çıkarken, eşinize veya çocuklarınıza para bıraktıktan sonra cüzdanınızda kalanı hesaplamak durumunda kalıyorsanız, vatandaş da su, elektrik, cep telefonu faturasının, benzin, tamir, pazar giderlerinin kuruş kuruş hesabını yaptığı bir dönemden geçiyor.
Vatandaş olarak sizden beklediğimiz, bizlere tuzak kurarak veya canımızı yakarak değil, caydırıcı önlem alarak kazaların azalmasına katkıda bulunmanızdır.
Ankara’dan beklediğimiz de trafik yasalarında gerekli değişikliklerin yapılarak meskun mahallerin şehirler arasındaki ulaşımı sağlayan bölümlerinde hız limitinin 70’e çıkarılması, iç cadde ve sokaklarda 30 veya 50 ile sınırlandırılmasıdır. Bölünmüş yollarda da 90 kilometrelik limit 110’a, sollama payı ile birlikte 120’ye çıkarılmalıdır.
Artık her kavşakta sinyalizasyon sistemi olduğuna göre, 50 yıl geriden gelen yasakların günümüz teknolojisine uyarlanması dönemi çoktan gelmiştir…
Acaba bizlerle ellerindeki bilgileri paylasabilirler mi? Mesela, Seferihisar civarinda radarla hiz kontrolune basladiktan sonra, kazalarin %de kac oraninda azalip veya cogaldigini soyleyebilirler mi? Uygulamalarinin sonuclarini tarafsiz bir kurumun inceleme sansi var mi?
Tabiki bu sordugum sorularin cevablari cok net bir sekilde HAYIR...
Turkiyede herkesin konustugu ve kabul ettigi bir kani vardir, Trafik Polisi kendisine verilen ceza miktari hedefleri doldurmak icin en kolay yolu secip, surucunun en cok zaaf gosterdigi yerlere radar kurarak, aylik belirlenenmis miktarda vatandasa para cezasi keser. Ben bunun orneklerini bir cok kez kendim yasadim.
Trafik polisi hiz nedeniyle bana ceza kestikten sonra bir sonra ki radarin nerede oldugunu soyleyip, ona yakalanmamam icin beni uyardi, ayrica itirazlarimda hemen hemen butun memurlar, "burada radar oldugunu herkes bilir, yavaslar, sen bilmiyorsan bu senin sucun, bu sefer ode bir dahaki sefere daha dikkatli ol" uyarisinda bulunmuslardir. Trafik polislerinin bu sekilde gorevlerini yerine getiriyor olmasi acaba kazalari gercekten onluyor mu, bunu hep kendime sorarim…
Uygulamalari, hatali suruculeri tesbit edip onlari uyarmak, gerekirse ceza vermek olmasi gerekirken onlar, buyuk cogunlukla kullanimi cok kolay olan radar hiz kontrolunu tercih etmekteler. Acaba kesinlen cezalarin neler oldugunu gosteren bir istatik var mi?